Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! [ Kayıt Yap | Giriş Yaprss

 

Ak Parti Genel Başkar Yardımcısı Ve Parti Sözcüsü Çelik:

| Ankara Haberleri | 03 Ekim 2013

Ak Parti Genel Başkar Yardımcısı Ve Parti Sözcüsü Çelik:AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, okullardan andımızın kaldırılmasıyla ilgili MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin eleştirilerine sert tepki göstererek, “Her sabah minicik çocukları soğukta, karda kıştı sıraya geçirip bunu yapmanın ne manası var. Bahçeli, andın unutulmamasını istemiyorsa MHP’nin her grup toplantısında kendisi söyleyip orada katılanlar da tekrarlayabilirler” dedi.AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Demokratikleşme paketinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanmasının ardından MHP ve CHP tarafından gelen eleştireler sert tepki gösteren Çelik, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun açıklanan paketteki önerilerin kendi önerileri olduğu yönündeki açıklamaları olduğunu hatırlatarak, “Sayın Kılıçdaorğlu, ‘bu bizim önerilerimiz arasında vardı’ diyor. İyi ya işte desteklesene… Hayır desteklemeyiz. Madem sizin ödevleriniz arasında vardı, madem AK parti bunu öneriyor, bu bir ortak payda demektir. Buyurun destek olalım. Sadece oy kaygısıyla hareket etmeyelim. Sorumluluk bunu gerektirir” dedi.“HZ. İSA’NIN NEFESİ TÜRÜNDEN GELİRSE KUSURA BAKMAYIN BU KARŞILIK BULMAZ”Partisi adına, TBMM’deki müzakereler esnasında muhalefetten gelecek makul meşru mantıklı taleplere açık olduklarını ifade eden Çelik, “Ama öyle davul tozu minare gölgesi Hz. İsa’nın nefesi türünden gelirse kusura bakmayın bu karşılık bulmaz. Biz uçuk şeylere kapalıyız, aşırılıklara kapalıyız. Türkiye şartlarını gözetmeyecek olan ve hakikaten bizim 76 milyonun birliğini bütünlüğünü kardeşliğini esas almayan tekliflere kapalıyız” diye konuştu.“BAHÇELİ, O BAYRAMLIK AĞZINI BİR KEZ DAHA AÇTI”Demokratikleşme paketinin açıklanmasının ardından pakete tepki gösteren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi de eleştiren Çelik, Bahçeli’nin kendilerinin alışık olduğu ve bildik o üslubunu kullandığını dile getirdi. Bahçeli’nin AK Parti’ye, Başbakan Erdoğan’a ve kendilerine hakaret ettiğini sözlerine ekleyen Çelik, “O bayramlık ağzını bir kez daha açtı. Bize ettikleri haksızlıkları hakaretleri bühtanları kendilerine aynen iade ediyoruz. MHP şunu da bilmelidir; iktidara, başbakana hükümete küfrederek, hakaret ederek, tahkir ederek kendi sözünü geçiremezsiniz, diyalog bu değil, ortak paydalarda buluşmak bu değil. Sayın başbakanımız veciz bir şekilde ifade etti, programımızda ne varsa, sonraki hükümet programlarımızda, seçim beyannamelerimizde ne varsa, son olarak 2011’de yayınladığımız hedef 2023 isimli seçim beyannamemizin ileri demokrasi bölümünde ne varsa, 2023 siyasi vizyon belgemizde ne varsa, akil insanların vatandaşın nabzını tutarken getirdikleri 7 bölgeden ne varsa, olması gereken, olmaması gerekenler, bunlar derlenip toparlanmış ve bir paket olarak halka arz edilmiştir. Eksiği var mı fazlası var mı? Elbette var. Yeryüzünde hiçbir siyasi irade yoktur ki bir asırda birikmiş tahribatı, bütün sorunları sihirli bir dokunuşla bir anda halledebilecek, yeryüzünde bir siyasi irade yoktur.”“DARALTILMIŞ BÖLGEDE 5 MİLLETVEKİLİ YARIŞACAK DİYORUZ YA ORADA DA NİSPİ TEMSİL UYGULANACAK”Demokratikleşme paketinin siyasetin alanını, meşruiyetin alanını genişlettiğinin altını çizen Çelik, “Niye bunları yaptılar. Siyasetin alanını ve meşruiyetin alanını genişletirseniz gayrimeşruluğun illegalitenin alanını daraltırsınız. İnsanımız siyasete yönelsin. Siyaseten beklenti içinde olsun” şeklinde konuştu. Paketteki seçim barajıyla ilgili üz seçenek sunduklarını dile getiren Çelik, şunları kaydetti:“Arkadaş biri çıktı dedi ki barajı kaldırıyorlar deniz getiriyorlar. Yüzücü acemi olursa havuz bile olsa boğulur, havuz da olsa ırmak da, göl de olsa baraj da, olsa, deniz de olsa fark etmez. Bunlar siyasetin acemisi, hangi seçim sistemi yüzde 2, 3, 5 oy alan partiyi iktidara taşır? Efendim çoğunluk sistemi getirecekmişiz de bu da felaket olacakmış. Demokrat partinin 52’de iktidara gelmesi gibi olacakmış. AK Parti’nin çoğunluk sistemi getirmek gibi bir niyeti yok, biz nispi temsil sisteminden hiç vazgeçmedik. Daraltılmış bölgede 5 milletvekili yarışacak diyoruz ya orada da nispi temsil uygulanacak. Siyasetin cahili olanlar televizyonlarda konuşuyor hayretler içinde kalıyorum. Barajlı sistem nispi temsil devam edecek. 5 vekili olan bölgede baraj otomatikman yüzde 20’ye çıkmıyor mu? Hayır çıkmıyor. Kaça çıkıyor. En yüksek oy alan partinin oyunun beşe bölünmesinden çıkan sonuç neyse ona çıkıyor. Ha biz bunu istemiyoruz. Dün bir gazeteci yazmış. 3 seçenekle bizi niye karşı karşıya bırakıyorsunuz. Ben de o arkadaşa nazikçe dedim ki sayın x, işte buna dar bölge diyorlar. Biz zaten bunu önermişiz. Dolayısıyla bilmeden fikir ve bilgi zemininde olmadan konuştuklarımız boşa gider. Çok alan partinin lehine olur. Bugünkü sistem öyle değil mi? Hangi sistemi getirseniz böyle olur. Yüzde 10 barajı fiilen anlamını yitirmiştir. CHP’nin baraj problemi yok, MHP’nin yok, AK Parti’nin zaten yok. BDP de etrafından dolanarak hallediyor o işi zaten. Yüzde 10 barajının pratikte bir faydası yok zaten.”“BİZE EŞ BAŞKANLIK LAZIM DEĞİL”Eş başkanlık eleştirilerine de cevap veren Çelik, AK Parti’nin eş başkanlık derdinin olmadığını söyledi. Çelik, “Bizim böyle bir derdimiz yok. Bize eş başkanlık lazım da değil. Baktık ki muhalefet liderleri partilerini yönetemiyorlar onlara bir imkan hazırlayalım dedik, yanlarına bir adam getirsinler yedek medek bir şey yapsınlar. Sayın Sarıgül bekliyor şimdi. Kılıçdaroğlu ne zaman çağıracak gel ben bu işi yapamıyorum bu işi beraber idare edelim demesini bekliyor. Ama AK Partinin böyle bir niyeti de yok böyle bir planlaması da yok” dedi.“CEZAEVİNDE BULUNAN ÖĞRENCİLERDEN 81’İ HÜKÜMLÜ”CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutuklu öğrenciler ile ilgili bilgiler verdiğini anımsatan Çelik, şuanda Türkiye’de 356 cezaevinde 157 üniversite öğrencinin bulunduğunu kaydetti. Cezaevinde bulunan öğrencilerden 81’inin hükümlü olduğunun altını çizen Çelik, “Yargı 81 öğrenci ile ilgili kararını verdi. Onlar hükümlü de olsa, olsun biz onları çıkaralım. Öğrenci değil mi girmesin cezaevine. Ben öğrenciyim burayı yakıp yıkacağım. Ben öğrenciyim arkadaşımı öldüreceğim. Neymiş peki bu hükümlülerin suçları? Yaralama, yağma, uyuşturucu madde alma kullanma satma neyse…Terör. Terör birinci sırada, öldürme veya öldürmeye teşebbüs. Bunlar hükümlü. Tutuklu olan 76’sı nedir. Sebebi nedir bunların içeride bulunmasının. Terör, uyuşturucu, adam öldürme yaralama, suç işlemek amacıyla örgüt kurma” dedi.“KAÇ TANE ÇARŞAFLI VAR ÜNİVERSİTEDE? BU TOPLUM AKLİ OLANI BULUR”Hiç kimsenin hayat tarzına müdahale etmediklerini, etmeyeceklerini söyleyen ve demokratikleşme paketinin bunun garantisi olduğunu ifade eden Çelik, “Gazeteciler bana, ‘Başörtüsü serbest bırakıldı. Peki endişeli laiklerin endişesi ne olacak’ diye soruyor. Onlar da bizim vatandaşımızdır, endişeleri varsa onu gidermek de bizim boynumuzun borcudur. Hiçbir şekilde insanların hayat tarzına ilişilemez maddesi bunun için getirilmiştir. Ayrımcılığa tabi tutulamaz hiç kimse. Ben içmiyorum, ama içki içene karışma hakkım yoktur. Öyle giyinirim veya böyle giyinirim kimse karışamaz. ‘Başörtüsü serbest olursa üniversiteler çarşaflılar dolacak’ diyorlar. Kaç tane çarşaflı var üniversitede? Bu toplum akli olanı bulur. Başına örtü takmak çarşaf giyeceği anlamına gelmez. Toplumu rahat bırakalım. Herkesin inancı devletin garantisi altındadır. Bizim bütün çabamız budur” dedi.“BAHÇELİ HER GRUP TOPLANTISINDA ANDIMIZI SÖYLESİN”Demokratikleşme Paketi içerisinde yer alan Andımızın kaldırılmasıyla ilgili gelen eleştirilere de cevap veren Çelik, şunları kaydetti:“Hani şunu anlarım diploma törenleri esnasında Meclis’te milletvekilliği yemini bazı mesleklere girerken bu yapılır. Dünyada örnekleri var. Ama her sabah minicik çocukları soğukta, karda kışta sıraya geçirip bunu yapmanın ne manası var. Ben 2003’te ilköğretim yönetmeliğini değiştirip ‘yabancıların and içme mecburiyeti yoktur’ hükmünü getirdim diye kıyamet kopardılar. Antalya’da yaşayan Alanya’da yaşayan Almanlar, Bodrum da yaşayan İngilizler bana müracaat ettiler Sayın bakan biz çocuklarımızı, torunlarımızı sizin okullarınıza gönderiyoruz her sabah çocuklarımızı sıraya geçiriyorlar ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım, varlığım Türk varlığına armağan olsun…’ şimdi bu hızlı hamasi ulusalcı nutuklar atan ulusalcılardan birine dedim ki Almanya’daki Türklerin çocuklarını sıraya geçirseler her sabah ben ‘germenim varlığım germen varlığına armağan’ olsun dedirtirlerse ne yaparsın dedim Almanya’yı başlarına yıkarız dedi. Tutarlı olalım, empati yapalım. O zaman söyledim; Almanın çocuğu Türküm diye başladığı zaman her çekimli cümle bir fiil cümlesidir. Birinci cümle bir hüküm cümlesidir. Arkasından doğruyum birincisi yalan olduğu için ikincisi otomatikman yalan. Her sabah başkasının çocuklarına yalan söyletmek zorunda mıyız. Bahçeli Andın unutulmasını istemiyorsa MHP’nin her grup toplantısında kendisi söyleyip orada katılanlar da tekrarlayabilirler.”

236 Toplam, 1 Bugün

Chp Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin:

| Ankara Haberleri | 02 Ekim 2013

Chp Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin:CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ilişkin, “ Tavrımız açık. Biz 2011 yılında yüzde 10 barajıyla ilgili kanun teklifi vermişiz” dedi.CHP’nin MYK toplantısı Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığında çalışmalarını sürdürürken, Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin bir basın toplantısı düzenledi. Gazetecilerin sorularını da cevaplayan Tekin, bir gazetecinin “Genel Başkan dün ‘seçim barajı yüzde 3′ dedi. Bir taraftan bakılınca CHP’nin önerileri ve AK Parti’nin önerileri birbirine paralel gibi görünüyor. Adalet Bakanı’nın da açıkladığı gibi ‘çok yakın bir zamanda paket meclise gelecek’ dedi. Paket meclise geldiğinde CHP’nin tavrı ne olur” sorusuna şu cevabı verdi:“Demokrasiyi kirletmeyelim. Başbakan Erdoğan’ın demokrasi içeriğini iyi okuması gerekiyor. Demokrasinin birinci önceliği milletin kendi kaderini kendisinin tayin etmesi demektir. Bir demokrasi paketinde siyasi partiler yasası olmaz mı? 100 yaşındaki Evren ile hesaplaşmayı bırak, 12 Eylül döneminde parti hukukunun önünü kesmiş anti demokratik bir siyasi partiler yasasını hadi değiştirelim. Demokrasi önce siyasi partilerin mutfağında işlenir. Yüzde 3 ile ilgili niye itiraz ediyor. Evrensel ülkelerde hukuk demokrasisinin işlediği ülkelerde kurallar neyse aynı kuralları işletelim. Bizim yüzde 10 barajıyla ilgili vermiş olduğumuz kanun teklifi var. Bunun hayata geçirilmesi mücadelesine devam edeceğiz. Tavrımız açık. Biz 2011 yılında yüzde 10 barajıyla ilgili kanun teklifi vermişiz.”

235 Toplam, 1 Bugün

Dsp Genel Başkanı Masum Türker, Temiz Seçim Platformu Üyeleriyle Görüştü

| Ankara Haberleri | 27 Eylül 2013

Dsp Genel Başkanı Masum Türker, Temiz Seçim Platformu Üyeleriyle GörüştüDemokratik Sol Partisi Genel Başkanı Masum Türker, Temiz Seçim Platformu üyeleriyle DSP Genel Merkez binasında görüştü.Temiz Seçim Platformu Sözcüsü Yaşar Okuyan ile eski bakanlardan Agah Oktay Güner, Enis Öksüz, Ramazan Mirzaoğlu, Temiz Seçim Platformu Ankara Temsilcisi İlke Çakar, Prof. Dr. Ali Ercan’dan oluşan Temiz Seçim Platformu heyeti DSP Genel Başkanı Masum Türker’i DSP Genel Merkezi’nde ziyaret etti.Yaşar Okuyan bir sunum yaptıktan ve görüşlerini açıkladıktan sonra seçim sistemimizdeki olumsuzluklar ve önerileri bir rapor halinde DSP Genel Başkanı Türker’e verdi.Temiz Seçim Platformu Sözcüsü Okuyan, yaptığı açıklamada şunları ifade etti:“Nüfus sayımı yapılsın. Parmak boyası tekrar gelsin. Seçimlerin temiz olması lazım. Demokrasinin namusu sandıktır. Sandığın namusu da temiz ve dürüst olmasıdır. Biz platform olarak hiçbir partinin lehinde aleyhinde bir derdimiz yok. Derdimiz gerçekten dürüst bir seçim olsun şaibeden uzak bir seçim olsun ve bu seçimin sonuçlarına hepimiz rıza gösterelim. Yüzde 10 barajını mutlaka kaldırılması gerekir. Yüzde 5’e inmesine yarar görüyorum.”Genel Başkan Masum Türker de, kabulde yaptığı konuşmada, “Türkiye’de demokrasinin yeşermesi varlığını sürdürmesi açısından sivil toplum örgütü çok önemli. Özellikle Türkiye’de başka yönlerden baskılar oluşturacak bir hareketin olduğu bir dönemde demokratikleşme adına yapılan platformu destekliyoruz” dedi.

227 Toplam, 1 Bugün

Başbakan Yardımcısı Arınç, Dmd Yönetimiyle Bir Araya Geldi

| Ankara Haberleri | 06 Eylül 2013

Başbakan Yardımcısı Arınç, Dmd Yönetimiyle Bir Araya GeldiBaşbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP’nin Mısır ziyaretine ilişkin, “Esad’a ‘Ne olur artık kan dökülmesin’ deseler yararlı olur. Mısır’a gitseler, ‘Mursi’yi serbest bırakın’ deseler, ‘İhvan’ı yasaklamayın, bizim için Mısır’ın bütünlüğü önemlidir, seçimlere gidin, bizde size kendi tecrübelerimizden bir şeyler katalım’ deseler fevkalade güzel olur” dedi.Başbakan Yardımcısı Arınç, Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) Başkanı Serkan Demirtaş ve Yönetim Kurulu üyelerini Başbakanlık Merkez binada kabul etti. Arınç, kabulde yaptığı konuşmada, DMD’nin başarılı bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, diplomasi muhabirlerinin önem kazandığını ifade etti. Diplomasinin geçmişteki değerinden hiçbir şey kaybetmeğini vurgulayan Arınç, diplomasi muhabirlerinin de ülkeler arasındaki sorunlarının çözümündeki rolüne dikkat çekti.Basın mensuplarının sorularını da cevaplandıran Arınç, PKK üst yönetiminin açıklamalarıyla ilgili bir soru üzerine, “Ben Cemil Bayık’ın muhatabı değilim. Ben Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısıyım. Benim ona cevap vermem, onu bana muhatap yapar. Kim nasıl açıklama yaparsa yapsın, herhalde cevabını verecek, bunu tahmin edip sonuçlandıracak bir merci vardır. O şu anda ben değilim” şeklinde konuştu.Çözüm sürecinin takipçisi olduklarını belirten Arınç, “Hükümetimiz Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başlattığı süreci olumlu ve soğukkanlılıkla devam ediyor. Öcalan’ın verdiği talimatları yerine getirirler ve ya getirmezler, çekilme yaşanır istediğimiz sürece gelmiş olur. Bunların hepsi takibimizde olan konulardır. Ancak terör örgütünün lideri, söz sahibi olduğunu iddia eden kişilerin günlük söylemlerine karşı bizim söyleyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Biz soğukkanlılıkla bu meseleyi götürmek ve sonuçlandırmak istiyoruz” diye konuştu.Mısır’da Müslüman Kardeşler grubunun dağıtılması kararını yorumlayan Arınç, “Beklenen bir gelişme, olumsuz bir gelişme. Olumsuz görüyorum. İhvan hareketi, 1920-30’lı yıllardan bu yana hiçbir şekilde şiddete bulaşmamış bir harekettir, bilimsel bir harekettir. İhvan’ın son zamanlarda siyasi hareket olarak ortaya çıkması da, onların şiddetten uzak kalmasının bir sonucudur” ifadelerini kullandı.Müslüman Kardeşler grubunun kapatılmasının kötü sonuçlar doğuracağını belirten Arınç, “Halkı şiddet kullanmaya teşvik edecektir. İhvan bunu onaylamayacaktır. Ama bu kadar zulüm ve haksızlıklara karşı halkta yeni bir bilinçlenme olacaktır. İhvan hareketinin yasaklanması, seçimlerinde yine ayrımcılık kokan bir seçim olacağını ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.CHP’NİN MISIR ZİYARETİCHP milletvekillerinin Mısır ziyaretini değerlendiren Arınç, şunları söyledi:“Darbe rejimi var, bu darbe rejiminin yöneticileri ile görüşme yapılacak. Bu görüşmeden nasıl bir fayda sağlanabilir? Mursi’nin kendi seçtiği Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı yaptığı insan ona karşı darbe yapıp, kendisini ceza evine göndermiş ve hala özgürlüğünden mahrumsa, o kişilerle konuşmasının Türkiye adına nasıl bir fayda doğurabileceğini şahsen merak ediyorum.”CHP heyetinin İran’a da gitmesi gerektiğini söyleyen Arınç, “Avrupa Konseyi’ne gittikleri zaman, Konseyin Genel Sekreteri kendilerine randevu vermemiş olabilir. Birlikte basın toplantısı yapamamış olabilir. Demokratik Avrupa ülkeleri veya Amerika Birleşik devletleri çok yakın ilişki de kuramıyor olabilirler. Çünkü bir sosyal demokrat parti olmanın dışında Avrupa’da başka özellikleriyle de biliniyorlar. Bazı üyelerinin bazı davranışlarıyla bir faşist parti hürriyeti ile tanınıyorlar ama Ortadoğu’da bu tür ilişkileri kurabilecek hatta bunda başarı sağlayabilecek noktadalar. Irak’la Bağdat’a gittiler ama bölgenin dışına çıkamadılar, bir Kerkük ziyareti olamadı, bir Necef ziyareti olamadı. Hemen Esad’la görüşmeye gitmeliler, ‘Bu zulüm yeter, silahları susturun, ülke parçalanmasın, mezhep kavgası çıkmasın, Suriye’nin toprak bütünlüğüne birlikte, farklılıklarıyla birlikte yaşayan bir ülke olmasını istiyoruz, kimyasal silah da kullandınız. Artık yeter’ diyebilirlerse, yararlı olur, Esad’a ‘Ne olur artık kan dökülmesin’ deseler, yararlı olur. Mısır’a gitseler, ‘Mursi’yi serbest bırakın’ deseler, ‘İhvan’ı yasaklamayın, bizim için Mısır’ın bütünlüğü önemlidir, seçimlere gidin, bizde size kendi tecrübelerimizden bir şeyler katalım’ deseler, fevkalade güzel olur. İyi karşılanıp, güzel ağırlanıp, sırtları sıvazlanıp Türkiye dönerlerse, bundan fayda görmeyiz” dedi.“CAN HAVLİYLE KAÇANLARI BİZ KONUK ETMEYE ÇALIŞIYORUZ”Sınır kapılarında tedbir alınıp alınmadığı sorusuna Arınç, Türkiye’ye gelenlerin sayısının 550 bine ulaştığını belirtti. Arınç, “Sınırlardan can havliyle kaçanları biz konuk etmeye çalışıyoruz. Biz mümkün olduğu kadarıyla can kaybı korkusuyla Türkiye’ye sığınmak isteyenlere bu imkanı vereceğiz. Suriye içinde güvenli bir nokta oluşturulabilirse, kaçmak isteyen, hayatını kurtarmak isteyen insanlar için bir güvenli alan meydana getirilebilirse, uçuşa yasak bölge olacaksa, ondan sonra bu sığınmacıların sayısında azalma olabilir” şeklinde konuştu.

187 Toplam, 1 Bugün

Feyzioğlu: Çarşaf Listemiz, Ergin’in Seçildiği Genel Seçimlerden Daha Demokratik

| Ankara Haberleri | 03 Eylül 2013

Feyzioğlu: Çarşaf Listemiz, Ergin'in Seçildiği Genel Seçimlerden Daha DemokratikTürkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin arasındaki polemik devam ediyor. Feyzioğlu, adli yıl açılış töreninde yaptığı açıklamaları eleştiren ve kendisine ‘Koltuğa çoğunlukçu yöntemlerle geldiği’ yakıştırmasında bulunan Sadullah Ergin’e cevap verdi. Seçimlerinin çarşaf liste ile yapıldığını açıklayan Feyzioğlu, “Bizim çarşaf listemiz, Sayın Bakan’ın milletvekili seçildiği genel seçimlerden çok daha demokratiktir. Eminim ki, bu gün çarşaf liste olsa idi, iktidar ve muhalefet partisinden de milletvekillerinin önemli bir kısmı herhalde parlamento da olmazdı. Çünkü, çarşaf liste bire bir tanıdıklarına oy vermesidir. Bizim seçimimiz, demokratik bir şekilde olmuştur.” dedi.Feyzioğlu, sabah Ankara Barosu’nun düzenlediği ‘Yeni Adli Yıldan Beklentiler’ konulu konferansa katılmadan önce gazetecilerin sorularını cevapladı.Bir gazetecinin dünkü adli yıl açılış töreninde yaptığı konuşmaya cevap veren Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açıklamalarının hatırlatması üzerine Feyzioğlu, dünkü konuşmasında “Bindikleri dalı kesmesinler. Birlikte yaşamayı öğrensinler. Kendilerini eleştiren demokratik kitle örgütlerini yok etmeye, çalışmasınlar.” dediğini hatırlatarak bu cümlesinin üzerinden 33 dakika geçmeden, Bakan Ergin tarafından ağır bir salvoya ve “Senin yetkilerini budarım. Seçim yöntemini de değiştiririm. Canımı sıkan bir açıklama yaptın.” şeklindeki bir açıklamaya, maruz kaldıklarını savundu. Bakan’ın ifadelerinin Türkiye’deki demokrasinin ölçülerine dönük ifade ettiklerinin ispatı olduğunu vurgulayan Feyzioğlu, bunu ispatladığı için Bakan Ergin’e de teşekkür etti. Feyzioğlu, Bakan Ergin’in ‘Kendisi de çoğunlukçu sistemle seçildi. ’açıklamasına da cevap verdi. Kendisinin sandıktan sandığa demokrasinin, gerçek demokrasi olduğunu anlattığını, Bakan’ın sandıktan sandığa bir demokrasi modelinin anladığını kaydeden Feyzioğlu, “Ergin’in sandığın nasıl olması gerektiğini anlattığını belirtti. Kedilerinin, ‘Çoğunlukçu, katılımcı demokraside, herhangi bir kanun yaparken demokratik kitle örgütlerine sorun, basının haber verme özgürlüğünün önünü açın.’ dediklerini ifade eden Feyzioğlu, “Tamam peki. Sandığa gelelim. Yalnız avukatlık kanununu doğru okumamız lazım. Avukatlık kanunu, siyasi partilerin seçimlere girmesine izin veren bir kanun değildir. Baroda, siyasi partiler seçimlere girmez. Barolarda seçimlere bireyler girer. Bireylerde kendi aralarında fiili gruplara girebilirler. Bu fiili grupların, resmiyeti yoktur. Siyasi parti değildir. Sayın Bakan bunu, milletvekilleri genel seçimleri ile karıştırdı. Bizim seçimlerimiz, çarşaf liste ile yapılır. Bu listeye avukat olan herkes adaylığını koyup, seçilme hakkına sahip olur. Ama aramızda bazıları, seçimlerde kolaylık olması için çarşaf liste yapar. O anahtar listeler, çarşaf listenin olduğu her yerde vardır, Bizim çarşaf listemiz, sayın Bakan’ın milletvekili seçildiği genel seçimlerden çok daha demokratiktir. Eminim ki, bu gün çarşaf liste olsa idi, iktidar ve muhalefet partisinden de milletvekillerinin önemli bir kısmı herhalde parlamento da olmazdı. Çünkü, çarşaf liste bire bir tanıdıklarına oy vermesidir. Bizim seçimimiz, demokratik bir şekilde olmuştur.” diye konuştu. “DEDİĞİNİ HÜKÜMETİNE YAPSIN BAKANLIKLARIN YARISI MUHALEFETİN OLUR”Ergin’in yürütme organının, yönetim kurulunun da gruplara göre belirlenmesini istediğini hatırlatan Feyzioğlu, bütün kanuna aykırı, yanlış açıklamalara rağmen Ergin’in istediğini, “Dediğini kendi hükümetine uygulaması” şartı ile yerine getirebileceğini belirtti. Bunun uygulanması durumunda, sonucun, bakanlıkların yüzde 50’sini muhalefet partilerine bırakılması ile sonuçlanacağını anlatan Feyziğlu, şöyle devam etti: “Demokrasiden bunu anladıysa Sayın Bakan, ‘baronun yürütme organı, yönetim kuruludur. Türkiye’nin yürütme organı, hükümettir.’ Dediğini kendi hükümetine yapsın. Bakanlıkların yarısını muhalefet partilerine dağıtsın. Bu dediği ne kadar anlamlı veya anlamsız ise sayın bakanın önerileri de o kadar anlamlı veya anlamsızdır. Kendisi karar versin””BAKAN İKTİDARI EZEREK KULLANACAĞINI DEMEK İSTEDİ”Konuşmasında, “Türkiye’yi mezheplere bölmeyin, yüzdelere bölmeyin. Mısır’da, Suriye’de Rojava’da olanları kınamak ve dünyaya karşı katliamlara karşı ayağa kaldırmak istiyorsanız, kendi ülkenizde demokratik haklarda lider olun. Kendi ülkesinde, demokratik barışçıl gösteri hakkını kullananlara, plastik mermilerle, gaz bombaları ile karşılık veriyor, sokak ortasındaki vatandaşları, polis sopaları ile öldürüyor ve ardından bunu gurur tablosu olarak sunuyorsanız, çağdaş dünya söylediklerinizi ciddiye almaz. Türkiye’nin demokrasi ve insan haklarında liderliğe oynaması lazımdır. Gelin bunu birlikte yapalım.” dediğini de hatırlatan Feyzioğlu, “Bu içten bir çağrıydı. Bütün bunlara bir cevap değil de. ‘Ben senin seçim sistemini değiştiririm’ diye, karşılık verildiğinde, iki sonuçtan biri ortaya çıkmaktadır: Ya dediklerim kabul edilmiştir. Tamam, biz bugüne kadar çok yanlış yaptık, bunlara cevap vermeyi bile gerek görmüyorum, haklısın denmiştir ya da ‘Sen ne söylersen söyle. Mutlak iktidarımı, ezerek kullanmaya devam edeceğim.’ Hangisi olduğunu birlikte göreceğiz.” ifadelerini kullandı.

168 Toplam, 1 Bugün

Başbakan Erdoğan: “reformlarla Türkiye’yi Güçlendirdik, Toplumsal Huzurun Arttığını Gördük”

| Ankara Haberleri | 03 Eylül 2013

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaptıkları reformların engellenmeye çalışıldığını belirterek, “Ancak bu kaygıların, eleştirilerin tam tersine bu reformlarla Türkiye’yi güçlendirdik, toplumsal huzurun artığını hep birlikte gördük” dedi.Başbakan Erdoğan, Ankara’da düzenlenen ‘Uluslararası Kamu Denetçiliği’ konulu sempozyuma katıldı. Erdoğan, hükümet olarak 11 yıl boyunca Türkiye’de devlet-vatandaş ilişkilerini böyle bir temel üzerine inşa etmek için çok büyük bir mücadele verdiklerini belirterek, “Hükümet olarak birçok kararlarımızın önünde bürokratik oligarşiyi bulmamıza rağmen, reformlarımızın bürokrasi kanallarında zorlandığını görmemize rağmen, bugüne kadar kararlılıktan hiç taviz vermedik. Bundan sonrada reformlarımızı hız kesmeden sürdüreceğiz bürokrasinin de toplumun hızına yetişebilmesi için samimiyetle cesaretle mücadele edeceğiz” dedi.”Devleti milletin hizmetkarı olarak yeniden şekillendirebilirsiniz. Yargıyı en ideal anlamda bağımsız hale getirebilirsiniz. Özgürlükleri temel hakları anayasa ve yasalarla kayıt altına alabilirsiniz. Ancak zihniyet devrimi gerçekleşmediği sürece yapılanlar sadece kağıt üzerine kalacak ve pratik teorinin çok arkasından gidecektir” diyen Erdoğan, “Devlet şeffaf olabilir, eşit olabilir. Devlet kağıt üzerinde en ileri hakları vatandaşına temin edebilir. Ancak bürokrasinin zihniyeti değişmiyorsa, kendisini yeni şartlara hazırlamıyorsa, işleyiş mutlaka eksik kalacaktır. Şunu açık yüreklilikle ifade etmek durumundayım, son 11 yılda önemli reformlar yaptığımız halde, zihniyet devrimi geriden geldiği için, reformlarımızın topluma yansıması zaman almaktadır. Bunun vakit alacağını elbette biliyoruz. Ancak er ya da geç zihniyet devriminin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bundan sonra da reformlarımızı hız kesmeden sürdüreceğiz. Samimiyetle cesaretle mücadele edeceğiz. Türkiye 1946’da ilk kez çok partili seçim yapmıştır. Seçmen ve sandık kültürü toplumda karşılık bulmuştur. Çok partili sistem Türkiye’de son derece hızlı şekilde kabul görmüş, seçmen ve sandık kültürü çok hızlı şekilde toplumda karşılık bulmuştur. Türkiye içinde bulunduğu zor coğrafyada sandığın, milli iradenin demokrasinin gücüne inanan bunu özümseyen bunu çok hızlı yaşam tarzı haline getiren örnek bir ülke olmuştur. Son 11 yıl içerisinde gerçekleştirdiğimiz birkaç reformu burada söylemek isterim. Devlet Güvenlik Mahkemelerini biz kaldırdık. Ülkemizin belli bölgelerinde devam eden oğlan üstü hale son verdik. Vatandaşlıktan çıkarılanlara halklarını biz iade ettik. Yerleşim yerlerine eski isimlerinin verilmesinin önünün biz açtık, bürokrasiyi biz azatlık. Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi talebini biz yerine getirdik. Askeri yargının yetki alanının daraltılmasını, yüksek askeri şura kararlarına karşı Yargı yolunun açılmasını biz sağladık. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru hakkını biz getirdik. İşkenceye sıfır telorans dedik ve kararlılıkla uyguladık. Kültürel hakların, çocuk ve kadın haklarının kullanılmasında adeta sessiz devrimleri biz gerçekleştirdik. Yargı da ifade hürriyetinde temel hak ve özgürlüklerde tarihi nitelikte reformları hayata geçirdik. Bunlar 11 yılda yaptığımız reformların sadece bir kısmıdır. Bize neler demediler ki Türkiye bölünür, parçalanır, toplumsal huzur bozulur, devlet gücünü kaybeder, hiçbir temeli olmayan eleştiriler yapılmış, engeller önümüze çıkarılmış bu reformlar engellenmeye çalışılmıştır. Ancak bu kaygıların, eleştirilerin tam tersine bu reformlarla Türkiye’yi güçlendirdik, toplumsal huzurun artığını hep birlikte gördük. Engelli vatandaşlarımıza görülmemiş imkanları her alanda biz getirdik. Türkiye’de siyasi partiler medya dahi reformlara karşı çıkarken, hükümetimiz bu reformları gerçekleştirmiştir.Şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Bundan 11 yıl önce, bir siyasetçinin, bir siyasi partinin her konuda konuşma özgürlüğü yoktur. Belli konular adeta mayınlı araziydi. Şahsım, ben Talim Terbiye Yüksek Kurulu’nun övgüyle bahsettiği kitaplarda yer alan bir şiiri okuduğum için mahkum oldum. Bundan dolayı ben hapiste yattım. Kimse şu anda bunu görmüyor, bize saldıranlar. Burası çok manidardır. Şu anda yazarken çizerken bırakın eleştiriyi, eleştiri sınırlarını açarak bize hakaret etme özgürlüğüne sahip olanlar şuan da bizi, bizim düşünce özgürlüğümüz yok diye eleştiriyor, bunu anlamak mümkün değil. Küfre varıncaya kadar bunları yapabildikleri halde hala kalkıp özgürlüğümüz yok diyebiliyorlar. Fakat biz şu ne der bu ne der diyerek, siyasi partiler dahi kendilerini kısıtlamak zorunda kaldılar. Biz doğru neyse o istikamette yürüdük. Bundan 11 yıl önce gazetelerde her manşeti atabilmek, her konuda yazabilmek mümkün değildi. Özellikle devlete sirayet etmiş çetelerden korkuluyordu. Hükümetimiz medya yazarlar üzerindeki tüm bu korkuları ortadan kaldırılmıştır. Gösteri basın açıklaması yapmanın neredeyse imkansız olduğu, çok sert karşılıklar bulunduğu Türkiye’den, şimdi ise şiddete başvurmadığı sürece vatandaşların haklarını kullanmaları imkan dahilindedir” şeklinde konuştu.TÜRKİYE’NİN AB ADAYLIĞIAB adaylığı konusunu da değerlendiren Erdoğan, “AB’ye üye olmak için aday durumundaki Türkiye. Bizden sonra gelen çıraklar usta durumuna gelip AB’ye alındılar. 11 yılda çok önemli reformlar yaptığımız halde, AB standartlarını yakalamış ve bazı standartları aşmıştır. Bakınız 23 ve 24. Fasılları açılması noktasında, AB’nin şartı ki, hak ve yargı konusunu ilgilendiriyor. Biz hazır haldeyiz şu an. Faslı engelleyen kimdir güney Kıbrıs. Siyasi nedenlerle AB’ye üye yapılan, daha sonra AB üyesi bazı ülkelerin, ‘biz yanlış yaptık’ diyenlerdir. Bunun başında sayın Merkel gelmektedir. Güney Kıbrıs’ın konumu durumu bellidir. Burada yabancı misafirlerimizin katıldığı bu toplantıda özellikle değinmek istiyorum. Özellikle de AB’nin veyahut da bazı çevrelerin hükümetimize karşı karalama kampanyası olmuştur. Biz tabi bunun AB’deki dostlarımız tarafından yürütülüyor olması için özel bir gayreti gösteriyoruz. Tutuklu ve hükümlü gazeteciler diyorlar. Tutuklu ve hükümlü gazeteciler konusunda, Avrupa ve dünya yanlış şekilde bilgilendirilmektedir. Türkiye’deki ifade özgürlüğü konusunda yanıltıcı biçimde bilgilendirilmektedir. Biz şu özeleştiriyi memnuniyetle yaparız. Tabi ki yüzde yüz her şeyi çözdük iddiasında değiliz. Örneğin, bir seyahatte Almanya’daydım. Oradan birileri bize doğru yöneldi. Alman polisi hemen gitti, bileğine sarıldı, dirseğinden çevirdi, yere yatırdı ve tekmeledi. Alman polisi. İngiltere’de Londra’da neleri yaşadık. Fransa’da neleri gördük. Bu kötü örnekleri örnek olarak almıyoruz. Ama bizim polisimiz dayak yemiştir. Son anına kadar tahammül etmiştir. Biber gazı sıkmak, AB mevzuatında zaten var. Ha burada, açısını derecesini isabetli bir şekilde kullanmamış olabilir ki, gereği zaten yapılıyor. Ama biber gazı kullanılamaz diye bir şey AB mevzuatında yok. Su kullanılabilir, ama gerçek mermi kullanılamaz. Ama gerçek mermi, polise karşı kullanılıyorsa buna ne demeli? Bunlar karşısında polis ne yapacak? Gerçek mermiyle yaralanan, hatta ölen polislerimizde olmuştur. Ama bunlar görülmeden, bilinmeden veya dezenformasyon yapılıyor” dedi.

174 Toplam, 1 Bugün

Adli Yıl Açılış Resepsiyonunda ‘çoğulculuk’ Polemiği

| Ankara Haberleri | 03 Eylül 2013

Adli Yıl Açılış Resepsiyonunda ‘çoğulculuk’ PolemiğiAdalet Bakanı Sadullah Ergin ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu arasında adli yıl açılış konuşmasıyla başlayan ‘çoğulculuk” polemiği resepsiyonda da devam etti.Yargıtay Başkanı Ali Alkan, 2013-2014 adli yıl açılışı dolayısıyla TBMM Havuzlu Bahçede resepsiyon verdi. Resepsiyonda Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu arasındaki adli yıl açılış konuşmasıyla başlayan ‘çoğulculuk” polemiği devam etti. Feyzioğlu, Adli Yıl Açılış töreninde yaptığı eleştirisel açıklamalarının ardından Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, “Çoğunlukçu yöntemle gelenler, çoğulcu tavsiyelerde bulunamaz” açıklamalarını değerlendirdi.“ELEŞTİRİLERİMİN TAMAMINI KABUL ETMESİNDEN BEN MUTLULUK DUYDUM”“Bu kadar önemli tespitlerin yapıldığı bir konuşmanın içinden sadece bir nispi temsil meselesini bulup çıkarttıysa, kalan hususlardaki örneğin sokak ortasındaki insanların katledilmesi haksızlık kimden gelirse gelsin haksızlıktır” diyen Feyzioğlu, “Ülkeyi yüzdelere bölmeyin, parçalamayın, yurtta sulh cihanda sulh ilkesinden taviz vermeyin, mezhepçilik ve ayrımcılığa yol açacak işlemlere asla taviz vermeyin, komşuyu komşuya kırdırmayın şeklindeki eleştirilerimizin de tamamını kabul etmesinden ben mutluluk duydum. Ben başka bir şey daha ifade etmiştim konuşmamda. Hoşunuza gitmeyen görüşleri dile getiren demokratik kitle örgütlerine yok etmeye kalkışmayın demiştim. Cevabın sadece 45 dakika sonra sopa göstererek, sizi yok ederiz şeklinde sopa göstererek gelmesini ben söylediklerimin bir ispatı olarak görüyorum” diye konuştu.”HÜKÜMETİ NİSPİ TEMSİLLE KURSUNLAR”Feyzioğlu, Ergin’in, “Türkiye Barolar Birliği yönetimi çoğulcu bir sistemle seçilmiyor” sözlerinin hatırlatılması üzerine ise, “Sayın bakanımıza Avukatlık Kanunu’nun maddelerini birlikte okumayı tavsiye ediyorum. Seçim yöntemi çarşaf listedir. Çarşaf liste ile girilir. Herkes seçime girebilir. Avukat olan herkes barolarda, delege olan herkes de barolar birliğinde aday olabilir. Çarşaf liste içinde anahtar listeler çıkar. Dolayısıyla elbette çoğulcu bir sistemdir bu. Ama bu çoğulcu sistemde sizin anahtar listeniz o kadar güçlüdür ki gelirsiniz çıkarsınız” dedi.“İcra organının nispi temsille belirlenmesini öneriyorsa sayın bakan, hükümeti bu şekilde kurmaya razı olduklarında ben de evet diyorum” diyen Feyzioğlu, konuşmasına şöyle devam etti:“Hiç problemim yok. Varsa ben de varım. Hükümeti nispi temsille kursunlar, yüzde 50 oy alan bir parti bakanların yüzde 50’sini alacak, yüzde 30 oy alan bakanların yüzde 30’unu alsın, buna evet diyorlarsa ben bütün gücümle bunu desteklemeye hazırım. Ama kendi işlerine geldiğinde farklı, işlerine gelmediğinde nispi temsil dediklerinden çok da büyütmüyorum. 20 sayfalık demokrasi teorisi niteliğindeki bir konuşmanın içinden nispi temsili bulup ha deyip sopa sallamayı diğerlerinin kabul edildiği olarak anlıyorum. Temcit pilavı gibi önümüze sürülen türban kartını da masaya sürmek istiyor. Ben buradan bir tavsiyede bulunuyorum. Bırakın başka söylemler bulun. Çünkü karşınızda din özgürlüklerine, türbana, başörtüsüne karşı birisi yok. Konuşmanın hiçbiryerinde de türban, başörtüsü geçmemiştir. Kararın gerekçesine atıf yaptım. Gerekçe avukatlıkla tornacılığı aynı kabul etmiştir. Müsaade edin bunu eleştireyim. Tornacılığa bir şeyim yok ama avukatlık bir kamu hizmetidir. Danıştay’ın ilglii kararı avukatlık mesleğini kamu hizmeti olarak görmeyen bir gerekçe kullanmıştır. Benim ağzımdan başörtüsü, türban duydunuz mu? Ben Danıştay’ın kararı verildiği günden beri ağzımı açmadan itiraz etmeden uyguluyorum. Yargı kararını değiştirir onu uygularım. Ben gerekçesini söylüyorum size. Buradan siyasi iktidara başka bir öneri bulun. Başörtüsü, türbanı pişirip pişirip getirmeyin artık tutmuyor bu.”“MANTIK VE YORUM GÜCÜNE HAYRANIM”Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise Feyzioğlu’nun “Yüzde 50 oy alan parti, kabinedeki bakanların yüzde 50’sini alsın” sözleri üzerine, “Maşallah, hakikaten buradaki yorum ve mantık gücüne hayranım. Çünkü konuşma içerisinde Yassıada mahkemeleriyle bugün devam etmekte olan darbe ve darbe girişimlerini değerlendiren muhakeme şeklinde uygun bir yorum bu. Hatay 10 milletvekili çıkartır, Hatay’da AK Parti birinci partidir. Ancak oyu almıştır ama 10 milletvekilinin tamamını AK Parti almaz. Ankara’ya AK Parti’den 5 tane milletvekili gelir, CHP’den 4 milletvekili, 1 milletvekili de MHP’den gelmiştir. Kastettiğim budur” şeklinde konuştu.Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’na bu örneğin verilebileceğini söyleyen Ergin, “Elmalarla armutları toplamayı bugün başardı, gene devam ediyor aynı hesaba. Detaya girmeyeceğim ama konuşmanın içerisinde birbiriyle akseden çok sayıda başlık var. Bir Barolar Birliği başkanıyla bu minvalde bir diyalog içerisinde olmak istemem. Sayın Feyzioğlu’nun kendine özgü tavrı, tarzı olabilir ama bulunduğu görev itibariyle tüm bunları birkaç defa düşünerek, değerlendirerek dile getirmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum” dedi.

190 Toplam, 1 Bugün

Tobb, Unwto Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığına Tekrar Seçildi

| Ankara Haberleri | 01 Eylül 2013

Tobb, Unwto Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığına Tekrar SeçildiTürkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün (UNWTO) Bağlı Üyeler Yönetim Kurulu’na bir kere daha Başkan Yardımcılığı sıfatıyla girmeye hak kazandı.UNWTO Genel Kurulu, Zimbabve ve Zambiya’nın ortak organizasyonunda 24-29 Ağustos 2013 tarihlerinde iki ülkede gerçekleştirildi. Bu kapsamda, 27 Ağustos’ta Zimbabve’nin Victoria Falls şehrinde yapılan Bağlı Üyeler Yönetim Kurulu seçimlerinde, TOBB, Mart 2012’den beri sürdürmekte olduğu Başkan Yardımcılığı görevine tekrar seçildi.Yönetim Kurulu’na Başkan Yardımcısı sıfatıyla girmeye hak kazanan TOBB, 2 yıl daha dünya turizmine yön veren aktörlerin dünya çapındaki organizasyonlarında en üst seviyede sorumlu görevler almaya devam edecek.UNWTO Genel Sekreteri Taleb Rifai, seçim sonrası yaptığı açıklamada iki kurumun geçmişte başarılı ortak projelere imza attığını, bir dönem daha TOBB’la birlikte çalışacak olmalarının mutluluğunu ve gururunu yaşadığını dile getirdi.

161 Toplam, 1 Bugün

2. Uluslararası Hukuk Eğitim Programı

| Ankara Haberleri | 27 Ağustos 2013

2. Uluslararası Hukuk Eğitim ProgramıBaşbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Avrupa’da son zamanda yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığına dikkat çekerek, “Çağımızda yaşadığımız en büyük tehlikelerden biride özellikle Avrupa yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı tehlikesidir. Bu konuda hepimizin uyanık olması lazım. Avrupa’da yapılan seçimlerde yüzde 30 gibi oy oranlarına ırkçı partilerin ulaştığını görüyoruz. Bu durum Avrupa’da yaşayan milyonlarca vatandaşımız için her geçen gün daha büyük bir tehlikeni ve tehdidin oluşmaya başladığını da göstermektedir” dedi.Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Hukuk Eğitimi Programı Dedeman Oteli’nde düzenlendi. Programa, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç ve çok sayıda davetli katıldı.Programın açılışında konuşan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Türkiye’nin önemli bir dönemeçten geçtiğini ve ilk defa yurt dışındaki vatandaşların gelecek yıl yapılacak olan seçimlerde oy kullanacağını söyledi. Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün ekonomiden siyasete, eğitimden alt yapı yatırımı, sağlık hizmetlerinden özgürlük alanlarının genişletilmesine kadar çok önemli değişimleri yaşadığını dile getiren Bozdağ, dünyanın buna şahit olduğunu anımsattı. Ulaşılan bu ileri seviyeyi daha ileri seviyeye taşıma konusundaki değişim iradesinin diri ve canlı olması olduğunu sözlerine ekleyen Bozdağ, “Türkiye Cumhuriyeti ulaşılan istikrar ve dinamizmin korunması, demokratikleşme ve hukuk devleti alanında atılan adımların daha ileri noktalara taşınması konusunda kararlıdır” dedi.“TÜRKİYE DAHA GÜÇLÜ BİR NOKTADA”Türkiye’nin bütçe açığının yanında demokrasi açığının da uzun zamanlar var olduğunu hatırlatan Bozdağ, Türkiye’nin hükümetleri döneminde demokrasi açığını kapatma konusunda tarihi adımlar attıklarını kaydetti. Hükümetleri döneminde yapılan düzenlemeleri anlatan Bozdağ, yapılan düzenlemelerle ilgili kendilerini eleştirenlerin dikkatli incelemesini istedi. Yapılan düzenlemelerin tarihi birer adım olduğunun altını çizen Bozdağ, “Türkiye daha bir güçlü noktada. Darbeyi yapanların yargılanması yasaktı. Darbeyi yapanlar bugün yargıda hesap veriyor. 28 Şubat muhtırasını verenler bugün yargıda hesap veriyor. Dünün Türkiye’sinde bu konuda adımların atılması düşünceden dahi uzak olan konulardı” dedi.Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt içinde olan vatandaşları kadar yurt dışında olan vatandaşlarının da hakkını ve hukukunu koruma konusunda da büyük adımlar attığını kaydeden Bozdağ, hukuk mücadelelerinde gelinen noktaları anlattı.“AVRUPA’DA YÜKSELEN IRKÇILIĞA DİKKAT”Avrupa yükselen ırkçılığın ulaştığı tehlike boyutlarından bahseden Bozdağ, konuşmasına şöyle devam etti:“Çağımızda yaşadığımız en büyük tehlikelerden biride özellikle Avrupa yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı tehlikesidir. Bu konuda hepimizin uyanık olması lazım. Avrupa’nın başka ülkelerinin de uyanık olması lazım. Sadece Avrupa değil ırkçılık ve yabancı düşmanlığı esasında dünyanın bütün ülkeleri için iç huzuru ve barışı tehdit eden büyük bir tehlike durumuna gelmiştir. Her ülkede bunun değişik boyutlarda yansımasını görüyoruz. Dünyanın huzuru için yaşadığımız toplumların huzur ve barışı için hep beraber bu noktada mücadele vermemiz gerekmektedir. Bu mücadelede hukukçuların başta yer alması son derece önemlidir. Avrupa’da yapılan seçimlerde yüzde 30 gibi oy oranlarına ırkçı partilerin ulaştığını görüyoruz. Bu durum Avrupa’da yaşayan milyonlarca vatandaşımız için her geçen gün daha büyük bir tehlikeni ve tehdidin oluşmaya başladığını da göstermektedir. Onun için ırkçılık ve ayrımcılık konusunda hukukçuların ayrımcılıktan, ırkçılıktan herkesin sesi olması ve bu konuda etkin mücadelenin içerisinde olmasında büyük yarar vardır”“ALMANYA’DA OLAYI İNCELEMEDEN IRKÇI SALDIRI YOKTUR AÇIKLAMALARINI KABUL ETMİYORUZ”2009 yılında Almanya’da yaşanan cinayetlere değinen Bozdağ, “Zaman zaman yurt dışındaki vatandaşlarımıza ve soydaşlarımıza yönelik ırkçıların değişik suçlar ortaya çıkmaktadır. Biz Türkiye olarak her defasında bu suçlar söz konusu olduğu zaman ön kabullerle hareket edilmemesi gerektiğini, işlenen suçların ve yapılan saldırıların bütün ihtimalleri kapsayacak, bütün boyutları içine alacak bir biçimde soruşturulmasını ülkelerden her defasında talep ediyoruz. Ama daha olay yeni olmuş, sıcağı sıcağına bir durum söz konusu, bilir kişi inceleme yapılmamış ve olayın olduğu böyleye hiçbir devlet yetkilisi girmemişken yetkililerin çıkıp burada ırkçı saldırı yoktur veya belirtisi yoktur demesini kabul etmiyoruz. Demeleri lazım ki olayı bütün boyutlarıyla araştırıyoruz. Başka sebepleri var mı onların araştırılacağını söylemeleri lazım” şeklinde konuştu.“KOMİSYONUN SAMİMİ ÇALIŞMASINDAN ŞÜPHEM YOK”İşin başında yangının olduğu yere girmeden böyle bir ihtimalin görülmediği gibi açıklamalar yapılmasını nedeniyle bu soruşturmaya güvenmeyeceklerini kaydeden Bozdağ, “daha hiç girmedi, kapıyı açıp bakmadın, nedir bu diye bakmadı bile ve karar veriyorlar. Bu kararların hukuk dışı olduğunu açık açık ifade ediyoruz. Almanya’da Neo-Nazi cinayetlerinin araştırılmasını ilişkin meclisten kurulan komisyonu takdirle karşılıyoruz. Komisyon çok değerli bir çalışma yaptı. Komisyonun samimi çalışmasından benim hiçbir şüphem yok” dedi.“ZAMANINDA BÜYÜKELÇİLERİMİZİN KENDİLERİNE ‘JOSEF’ EŞLERİNE JULİA’ DEDİRTTİKLERİNE ŞAHİT OLDUM”2013 yılında 70 binin kişinin üzerinde Avrupa Birliği’nde eğitim göreceğini dile getiren Bağış, geçen yıl ise 61 kişinin eğitim gördüğünü söyledi. Avrupa Birliği’nde bir çok farklı sorunların yaşandığına dikkat çeken Bağış, “Türkiye’nin ortaya koyduğu bu performans bizim kararlılığımızın bir göstergesidir. Bugün burada yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgili uzun vadeli çözümler ortaya koyacak bir süreci başlatıyoruz” dedi.Bağış, “Eskiden Türkiye bırakın yurt dışındaki vatandaşlarının sorunlarına eğilmeyi, yurt içindekilerle bile kopuktu. 1999 yılındaki depreminde zamanın Başbakanı kendi ülkesinin içerisindeki bazı illerle iletişim dahi kuramamıştı. Ama bugün dünyanın dört bir yanındaki bütün mazlumların, mağdurların umudu haline gelmiş, bütün zalimlerin kabusu haline gelmiş bir Türkiye var. Artık dünyanın neresine giderse gitsin oradaki vatandaşlarıyla, soydaşlarıyla toplantılar yapan Başbakanlarımız, Bakanlarımız, milletvekillerimiz ve bürokratlarımız var. Almanya’da geleneksel bir Türk kıyafetiyle seyahat eden bir annenin evladıyla Almanca konuşması gerçekten hepimizin yüreğini burkar. Ben yıllarca yurt dışında bizi temsil eden bazı diplomatlarımızın da, büyükelçilerimizde, kendilerine ‘Josef’ eşlerine ‘Julia’ dedirttiklerine şahit oldum. Zaman değişti ve bugün artık çok farklı bir noktadayız. Bugün artık bizim Büyükelçiliklerimiz gerçekten bütün vatandaşlarımızın rahatlıkla gidip kendi evi olarak görebildikleri mekanlar haline geldi” şeklinde konuştu.“O GÜNLER ARTIK GERİDE KALDI”Türk vatandaşlarının gelecek yıl hem Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem de genel seçimlerinde Türkiye’nin yurt dışındaki temsilciliklerine giderek önemli bir demokratik vazifeyi yerine getireceklerine vurgu yapan Bağış, konuşmasına şöyle devam etti:“Yıllardır bizim anayasamızda yurt dışında yaşayan vatandaşların oy kullanma hakkı vardır ama o hakkın yürütüle bilmesi için gerekli yönetmelikler bir türlü çıkmıyordu. Karar bir türlü alınmıyordu. Adeta birileri yurt dışındaki vatandaşlarımızı bu sürecin dışında bırakmaya çabalıyordu ve geçen seçimlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Almanya’da 20 bin kişiye hitaben yaptığı bir konuşmada bir sonraki seçimde her biriniz Türkiye’deki Genel Seçimler için oy kullanacaksınız diye açıklama yaptı. O zamanın Yüksek Seçim Kurulu hemen toplandı ve aylar evvel kendisine gönderilen bir yazıyı bahane ederek yurt dışındaki Türklerin oy kullanamayacağını birkez daha karara bağlayarak ilan etti. Bu ülkede uluslararası hukuktan bahsediyoruz, hukukun nasıl işletildiğini en üzücü örneklerinden bir tanesi odur ama o günler artık geride kaldı.”“BENİM 28 AVRUPA ÜLKESİNİ DOLAŞARAK ANLATMAK İSTEDİĞİMİ YÖNETMEN BİR FİLM SAHNESİNDE ANLATABİLİYOR”Sinema yönetmeni Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ filminin kendisini çok etkilediğini dile getiren Bağış, “Duvara Karşı filminde bir Türk genç kızı Almanya’da siyasi sığınmacı olarak başvuruda bulunuyor. Hakimin önüne çıktığında o filmin sahnesinde neden ülkemize sığınmak istiyorsun diye sorduğunda; ‘Türkiye gidersem işkence görürüm’ diye cevap veriyor. Alman hakim rolünü oynayan hakimin verdiği cevap çok manidardır. ‘Eskiden olsaydı haklıydın ama Türkiye Avrupa Birliği yolunda öyle reformlar gerçekleştirdiki artık işkence kalmadı ülkene döne bilirsin’ diye cevap verir. İşte benim belkide Avrupa Birliği üyesi 28 ülkeyi kapı kapı dolaşıp anlatmaya çalıştığımı çok daha etkili bir film sahnesinde oradaki yönetmen kardeşimiz anlatabiliyor. İşte buda bizim yurt dışındaki vatandaşlarımızın ne kadar önemli bir rol oynadığının bir göstergesidir. Avrupa’ya göçle Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci eş zamanlıdır” dedi.“BEN GALATASARAYLI OLMASINA RAĞMEN MÜSTEŞARIMLA ÇOK RAHAT ÇALIŞABİLİYORUM”Artık yurt dışında yaşayan Türklerin yalnız olmadığını ve arkalarında duran bir Türkiye’nin olduğunu sözlerine ekleyen Bağış, artık yurt dışında yaşan vatandaşların sorunlarını önemseyen diplomatlarının olduğunu söyledi. Türkiye’de farklılıkların olabileceğinin altını çizen Bağış, “Bizim yurt dışındaki vatandaşlarımızdan beklediğimiz en önemli adım sevmeleridir. Birbirlerini değiştirmeye çalışmadan kucaklamaları. Bakın aynı hataları bu ülkede bizde yaptık. Belki on yıllardır hatta yüz yıllarca kimi zaman birbirimizi değiştire bileceğimizi zannettik. Halbuki hiçbir zaman birbirimizi değiştiremedik. Hepimizin farklılıkları olacak. Bazen ana dilimiz farklı olacak, bazen etnik kökenimiz farklı olacak, bazen siyasi görüşümüz farklı olacak, bazen de tuttuğumuz futbol takımları farklı olacak. Ben Galatasaraylı olmasına rağmen müsteşarımla çok rahat çalışabiliyorum. Birbirimizi olduğumuz gibi kabul edebilmemiz lazım” diye konuştu.“EN ÇOK VATANDAŞIMIZIN YAŞADIĞI ÜLKE BİZE AB’DE EN ÇOK SORUN ÇIKARAN ÜLKEDİR”Türkiye’nin üyesi olmaya çalıştığı Avrupa Birliği’nde 6 milyon yaşayan insanın bulunduğuna dikkat çeken Bağış, “onlar zamanında iyi örgütlenmiş olsaydı, onların sorunlarına vaktinde eğilinmiş olsaydı bugün Avrupa Birliği üyesi ülkeler içerisinde en güçlü lobi bizim lobimiz olması gerekirdi. Ne acıdır ki en çok vatandaşımızın ve soydaşımızın yaşadığı ülke bizim Avrupa Birliği sürecinde en çok engel yaratan ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden bir ve beraber olmamız çok çok önemlidir” dedi.“OSMANLI’NIN TORUNLARI NEREDESİNİZ”Adalet Bakanı Sadullah Ergin de yaptığı konuşmada, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın Türkiye’nin uzun yıllardır duyduğu ihtiyacı kapattığını söyledi. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın yurt dışındaki Türklere ulaştığını ifade eden Ergin, Bosna-Hersek’te yaşadığı bir olayı anlattı. Bozdağ, yıllarda önce Aliya İzzet Begoviç’in cenaze törenine katıldıklarını belirterek, “Cenaze törenin ardından Saray Bosna merkezde bulunan Başçarşı’da şadırvanın etrafında oturduk çay içiyoruz. Yaşlı bir amca geldi yanımıza Türkiye’den geldiğimizi duyunca ‘Osmanlı’nın torunları neredesiniz. İtalyanlar burada, Fransızlar burada, İspanyol ve İngilizler burada. Siz neredesiniz. Çok beklentiniz, çok bekledik’ dedi. O anda sanki yüreğinize hançer girdiğini hissediyorsunuz. Türkiye Cumhuriyetin kurulmasından sonra kendi sorunlarını aşmaya ve ayaklarının üzerinde durmaya çalıştı ama uzunca yıllar yurt dışında kalmış soydaşlarımız, akrabalarımız ve kardeşlerimizle irtibat kurmakta çok sorun yaşadık. Bu açıdan bu açığı ve yıllarca ihmal ettiğimiz bu buluşmayı sağladıkları için teşekkür ediyorum başkanımıza” diye konuştu.“AİHM’DE 2. ÜLKEDEN 3. ÜLKEYE GERİLEDİK”Geçmişe dönük ihmallerin telafi etmek için büyük bir çalışma içerisinde olduklarını kaydeden Ergin, Adalet Bakanlığı olarak yurt dışında kendilerine bir alan açmaya çalıştıklarını ve ilk etapta çalışmaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde başlattıklarını ifade etti. Avrupa İnsan Hakları’nda Türkiye aleyhinde açılan davaların tabii ki profesyonel bir kadroya ve yapıya ihtiyaç olduğunu dile getiren Ergin, Strazburg’da mahkeme içerisinde çok sayıda hakim ve savcının görev almaya başladığına dikkat çekti. Türkiye’nin Strazburg’da bekleyen dava sayısının 16 bin civarında olduğunu ve yapılan çalışmalarla 3 bin 300 dosyanın geri çekildiğini belirten Ergin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde en fazla aleyhine şikayet yapılan ülke sıralamasında Türkiye 2. ülkeden 3. ülkeye geriledi. Araya İtalya girdi. Hemen yakınımızda Ukrayna var. Bu klasmanda olmak istemiyoruz ve bunu aşağıya çekeceğiz” dedi.“3 BİN 300 BAŞVURUNU TÜRKİYE’YE ÇEKİLDİ”Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun getirildiğini anımsatan Ergin,bireysel başvurunun getirilmesiyle birlikte Türkiye’den doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden müraacatlarını bıçak gibi kesildiğini söyledi. Uzun yargılamalarla ilgili başvuru yapılan 3 bin 300 başvurunun Türkiye’ye çekildiğini aktaran Ergin, “Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde karnesini ve tablosunu düzelten ve vatandaşlarımızın hak arama yollarına yenilerini ekleyen, onları yıllarca Strazburg mahkemelerine gelmekten kurtaran bir kanal açmış oldu. Türkiye’nin dış temsilciliklerinde adli müşavirlerin hizmet yapması yeni bir gelişme. Bunu da 2011 yılının Eylül ayında faaliyete soktuk. Dışişleri Bakanlığımız buna büyük bir anlayış gösterdi. İlk etapta Londora’da, Paris’te ve bir çok yerde başlattık bu hizmetleri” diye konuştu.Yapılan konuşmaların ardından yurtdışında yaşayan vatandaşlara yönelik hukuki çalışmalara ilişkin işbirliği protokolü ve Avrupa Birliği Leonardo Da Vinci Projesi imzalandı.

154 Toplam, 1 Bugün

Bbp Genel Başkanı Mustafa Destici: “yüzde 10’luk Seçim Barajı Kaldırılsın”

| Ankara Haberleri | 21 Ağustos 2013

Bbp Genel Başkanı Mustafa Destici: “yüzde 10’luk Seçim Barajı Kaldırılsın”Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, ülke genelinde uygulanan yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılması gerektiğini söyledi.Büyük Birlik Partisi’nin seçimler ve seçim sistemi ile ilgili Meclis dışı partilerden Saadet Partisi (SP), Demokrat Parti (DP) VE Demokratik Sol Parti (DSP) ile yapılan görüşmeler neticesinde mutabık kalınan hususlar ile ilgili genel merkez binasında basın toplantısı düzenleyen Destici, uygulanmakta olan yüzde 10’luk seçim barajının, temsilde adaleti sağlamadığı gibi yönetimde istikrarın da bir garantisi olmadığını belirtti.”ACİLEN KALDIRILMASI GEREKİR”Destici Meclis dışı partiler ziyaretinde mutabık kalınan maddeleri şöyle sıraladı: “Ülkemizde hâlen uygulanmakta olan yüzde 10’luk seçim barajı, temsilde adaleti sağlamadığı gibi yönetimde istikrarın da bir garantisi değildir. 2002 yılında ülkemizde seçmenin yüzde 46’sının yani 20 milyona yakın insanın, bir tane bile temsilcisi Meclis’e giremedi. O dönemde CHP ikinci parti olarak Meclis’e girdi. DSP ile aralarında oyları paylaşsalardı yüzde 34’le tek parti Meclis’e girecekti. Yüzde 34’le tek partinin 550 milletvekiliyle sahip olması demokratik midir? Ülke genelinde uygulanan seçim barajının acilen kaldırılması lazım. Bize göre bunun sıfır olması lazım. Aslında bu, bir pazarlık konusu da yapılamaz. Çünkü demokrasilerde bazı haklar pazarlık konusu olmaz. Bunun verilmesi lazım ama Avrupa’nın bazı ülkelerinde bu yüzde 1 veya yüzde 3 olarak uygulanıyor. Yüzde 10’luk bir baraj hiçbir ülkede yok. Ayrıca bu yüzde 10’luk baraj varken de bu ülke 90’lı yıllarda 5’li, 6’lı, 7’li meclis tabloları; 3’lü, 4’lü koalisyonlar gördü. 1980 öncesi ülke barajı yokken de partiler tek başına iktidar oldu. Diyelim ki önümüzdeki genel seçimlerde bir parti yüzde 11 oy aldı, geri kalan bütün partiler yüzde 9.90’ın altında oy aldı. Bu durumda Türkiye’yi sadece yüzde 11’i temsil edenler mi yönetecek, bunun neresi istikrar. Milletvekilleri tercihli sistemle seçilsin. Hükümetin reform paketinde yer aldığı bilgisi kamuoyuna yansıyan “Daraltılmış Seçim Sistemi”ne karşıyız. Bu, ikinci ve daha yüksek baraj anlamına gelmektedir. Hazine yardımı son genel seçime katılan partilerin aldıkları oy oranına göre Anayasa’nın 68. Maddesi’nde de ifade edildiği gibi adaletli bir şekilde, hakça dağıtılsın. Kanunlar çerçevesinde kuruluşunu gerçekleştirmiş, teşkilatlanma barajını aşmış, ilk büyük kurultayını yapmış ve seçime girmeye hak kazanmış her siyasi parti, bir genel seçime girdikten sonra aldığı oy sayısına göre her yıl devlet yardımı alır. Bütçeden partilere yardım maksadıyla ayrılan miktar, bir önceki seçime esas olan toplam geçerli oy sayısına bölünür. Elde edilen birim her partinin aldığı oy sayısı ile çarpılarak partilere dağıtılır. Bütçeden siyasi partilere yapılan yardım azaltılmalı ve aldıkları oy oranlarına göre adaletle dağıtılmalıdır. Seçime katılmaya hak kazanmış her partiye taban yardım yapılmalı, daha sonra bir önceki milletvekili genel seçimlerinde partilerin aldığı oya göre dağıtılmalıdır.Seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu’nca kullanılan yazılım sistemi yenilenmeli ve bağımsız denetçilerle denetlenmelidir. Kamuoyu araştırma şirketleri, denetime tâbi tutulmalıdır. Seçimlerdeki propaganda araçları seçime katılmaya hak kazanan tüm partilere adil kullandırılmalıdır.””BU BİR ANAP AKLIDIR”Daraltılmış bölge sistemi ile ilgili de açıklama yapan Destici, “Hükümet bununla da yetinmiyor, bu barajın üstüne bir baraj koymaya kalkıyor. Daraltılmış bölge sistemine geçiyor. Hükümet mevcut oyu ile ne kadar fazla milletvekili çıkartırım hesabını yapıyor. Bu demokrasinin bir gereği değildir. Bu demokratik bir aklın işi değildir. Bu AK Parti içerisindeki ANAP aklıdır. 1991 yılında ANAP bunu yapmıştır. Bir seçimde bundan istifade etmişlerdir. Ama şimdi ANAP’ın durumu ortadadır. Bu herkese ders ve ibret olması gerekmektedir. Herkes demokrasiyi kendisi için ve partilerinin kendi menfaatleri için değil, ülkenin milletin menfaati ve demokrasi neyi gerektiriyorsa ona göre düzenlenmelidir” dedi.”BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ DEVAM ETMEKTEDİR”Son günlerde tartışılan Meclise Başörtüsü ile girme konusu ile ilgilide görüşlerini açıklayan Destici, “Büyük Birlik Partisi olarak başından beri başörtüsünün her alanda serbest bırakılmasını isteyen bir partiyiz. Millet iktidar partisine şunu sorması lazım, “11 yıldır iktidarsın. Kendi işine gelen, kendi önünü açan bütün değişiklikleri yaptın. Ama başörtüsü ile ilgili hiçbir şey yapmadın” demesi lazım. Başörtüsü zulmü tüm hızıyla devam etmektedir. Hem okullarda öğretmenlerimiz, hem bazı üniversitelerde öğrencilerimiz, kamu alanlarında çalışan bazı çalışanlarımız maalesef bu yasak ile boğuşmaktadır. Bu yasağın her tarafta kaldırılması gerekiyor. Meclise başörtülü milletvekillerinin girmesinin önü açılmalı. Bu bireysel hak ve özgürlüklerin gereğidir. İnsanlar kılık ve kıyafetlerinden dolayı asla dışlanmamalı ve meclise girmeleri engellenmemelidir” diye konuştu.”SURİYE’DE İNSANLIK AYIBI İŞLENMEKTEDİR”Suriye de kimyasal kullanıldığı iddiaları ile ilgilide konuşan Destici, “Eğer bu doğruysa, bu bir insanlık vahşetidir. Batının buna seyirci kalması artık kabul edilemez bir durumdur. Mutlaka bunun uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından araştırılması ve gerçekten böyle bir insanlık suçu işleniyorsa buna müdahale edilmesi ve bunu yapanlara derhal gerekenin yapılması gerekir” şeklinde konuştu.’RABİA SELAMI’Destici basın toplantısına Rabia selamı vererek sonlandırdı. Destici, “Mısır da şuanda büyük bir insanlık ayıbı işleniyor. Her zaman demokrasiden, insan haklarından yana olduğunu belirten batı, Mısır’dakine darbe diyemediği gibi binlerce insanın hayatını kaybettiği saldırılara da katliam diyememiştir. Bu insanlık ayını, insanlık dünya üzerinde var olduğu sürece batının yüzüne çarpılacaktır. Batı, emperyalist güçler bunu her zaman yapmıyor” dedi.

155 Toplam, 1 Bugün

AK Gençlik Istişare Kampına Girdi

| Ankara Haberleri | 19 Ağustos 2013

AK Gençlik Istişare Kampına GirdiAK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanlığı 18-20 Ağustos tarihleri arasında Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde istişare ve değerlendirme kampı için toplandı. Programa Gençlik Kolları MKYK üyeleri ve 81 ilden Gençlik Kolları başkanları katıldı. Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı Zafer Çubukcu’nun açılış konuşması ile başlayan kampta, AK Gençlik’in tüm Türkiye‘yi kapsayan genel politika stratejilerine karar verildi.Yaklaşan yerel seçimler hakkında değerlendirmelerde bulunularak, seçim stratejileri belirlendi. Türkiye’yi 6 teşkilat bölgesinde detaylı değerlendirmeler sonucunda seçime yönelik planlamalar gerçekleştirildi. Üniversitelerin açılmasıyla birlikte üniversitelerde AK Gençlik’in etkinliğinin artırılması için öğrencilerle birlikte yapılacak programlar üzerine istişarelerde bulunuldu.İÇ VE DIŞ SİYASİ GELİŞMELER KONUŞULDUUlusal, yerel ve sosyal medyada AK Parti icraatlarının ve Gençlik Kolları faaliyetlerinin en etkili şekilde halka aktarılması için gerekli planlamalar yapıldı. Özellikle AK Parti’nin sosyal medya çalışmasını yürüten ve koordine eden Genel Merkez Gençlik Kollarının bu alandaki yeni projeleri İl Gençlik Kolları başkanlarıyla değerlendirildi.Başbakanın Siyasi Başdanışmanı ve Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, kampa katılarak iç ve dış siyasi gelişmelerin değerlendirilmesini yaptı. Akdoğan, AK Gençlik’in en üst düzeydeki yöneticileri olan katılımcıların kendisine yönelttiği soruları cevapladı.

171 Toplam, 1 Bugün

Sayfa 1 Toplam 41234››